< السورة السابقة | فهرس السور | السورة التالية >



حدد حجم خط الآيات
()


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًۭا ۝١

Yemin olsun, çekip koparanlara/yay çekenlere/kuyudan su çekenlere/bağsız-bekçisiz koşan atlara/ayrılık yüzünden hasret çekenlere/daldırıp daldırıp çıkaranlara,

وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًۭا ۝٢

Yemin olsun, rahatça, incitmeden çekenlere/düğümü hünerle çözenlere/bir yerden bir yere gidenlere/coşkuyla iç çekenlere,

وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًۭا ۝۳

Yemin olsun, boşlukta yahut suda yüzüp gidenlere,

فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًۭا ۝٤

Derken öne geçip yarışı kazananlara,

فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًۭا ۝٥

Bir iş ve oluşu çekip çevirenlere,

يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ۝٦

Ki o gün şiddetle sarsacak olan saracaktır.

تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ۝۷

Onu, ardısıra gelen izleyecektir.

قُلُوبٌۭ يَوْمَئِذٍۢ وَاجِفَةٌ ۝۸

Bazı kalpler o gün kaygıdan titreyecektir.

أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌۭ ۝۹

Onların gözleri yerlere eğilecektir.

يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ ۝١۰

"Biz gerçekten bu çukurda eski halimize döndürülecek miyiz?" diyorlar.

أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًۭا نَّخِرَةًۭ ۝١١

"Un-ufak kemikler haline geldikten sonra, öyle mi!"

قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًۭا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۭ ۝١٢

"Hüsran dolu bir dönüştür bu öyleyse!" diye konuştular.

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ ۝١۳

Oysaki o, sert bir komut sesinden ibarettir.

فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ۝١٤

Bir anda hepsi uyanıp ortaya geliverir.

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ۝١٥

Ulaştı mı sana Mûsa'nın haberi?

إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى ۝١٦

Hani, Rabbi ona, kutsal vadide, Tuva'da seslenmişti:

ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ۝١۷

"Firavun'a git! İyice azdı o."

فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ۝١۸

"De ki ona: 'Arınıp temizlenmeye ne dersin?"

وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ ۝١۹

"Seni Rabbine kılavuzlayayım da gönülden ürperesin!"

فَأَرَىٰهُ ٱلْءَايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ ۝٢۰

Derken, ona o en büyük mucizeyi gösterdi.

فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ۝٢١

Ama o yalanladı, isyan etti.

ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ ۝٢٢

Sonra, sırtını döndü; koşuyordu.

فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ۝٢۳

Derken, bir araya toplayıp bağırdı.

فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ ۝٢٤

Dedi ki: "Ben sizin en yüce rabbinizim."

فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْءَاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ ۝٢٥

Bunun üzerine Allah, onu sonraya ve önceye ibret olmak üzere bir ceza ile çarptı.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةًۭ لِّمَن يَخْشَىٰٓ ۝٢٦

Kuşkusuz, bunda, içine ürperti düşen için tam bir ibret vardır.

ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا ۝٢۷

Siz mi daha zorsunuz yaratılışça, gök mü?

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا ۝٢۸

Onu O yapıp kurdu. Onun boyunu yükseltti; ardından ona ahenk ve düzen verdi.

وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا ۝٢۹

Gecesini kararttı, kuşluğunu ortaya çıkardı.

وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ۝۳۰

Bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı.

أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا ۝۳١

Ondan suyunu, otlağını çıkardı.

وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا ۝۳٢

Dağları, demir atmış gibi oturttu;

مَتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ ۝۳۳

Sizin için ve hayvanlarınız için bir geçim aracı olarak.

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ ۝۳٤

O güç yetmez büyük felaket geldiğinde,

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ۝۳٥

O gün insan, uğrunda gayret sarfettiği şeyi hatırlar.

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ۝۳٦

Gören kişi için cehennem apaçık ortaya çıkarılmıştır.

فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ۝۳۷

Artık azmış olan,

وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ۝۳۸

Ve iğreti hayatı yeğlemiş olan için,

فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ۝۳۹

Cehennem, barınağın ta kendisidir.

وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ ۝٤۰

Rabbinin yüceliğinden korkup nefsini boş heveslerden yasaklamış olan içinse,

فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ۝٤١

Cennet, barınağın ta kendisidir.

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ۝٤٢

O saatten soruyorlar sana, "gelip demir atması ne zaman?" diye.

فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ ۝٤۳

Nerede sende, onu hatırlatacak şey!

إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ۝٤٤

Ona ilişkin bilginin sonu Rabbine varır.

إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا ۝٤٥

Sen sadece, ondan korkanları uyaransın.

كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا ۝٤٦

Onu gördükleri gün onlar, dünyada sanki bir akşam veya onun kuşluk vaktinden başka kalmamışa dönerler.