< السورة السابقة | فهرس السور | السورة التالية >



حدد حجم خط الآيات
()


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ ۝١

Ha mim.

وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ ۝٢

Andolsun her şeyi açıklayan Kur'an'a.

إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ ۝۳

Şüphe yok ki biz onu, kutlu bir gecede indirdik, şüphe yok ki biz, insanları korkuturuz.

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ ۝٤

O gecede ayrılır, takdir edilir her hükmolunan iş.

أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ ۝٥

Bir iş ki katımızdan hükmolunur, şüphe yok ki biz göndermişizdir.

رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ۝٦

Rahmet olarak Rabbinden; şüphe yok ki o, duyar, bilir.

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ۝۷

Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin. Adamakıllı inanır, iyice bilirseniz.

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ۝۸

Yoktur ondan başka tapacak, diriltir ve öldürür; Rabbinizdir ve Rabbidir gelip geçen atalarınızın.

بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ ۝۹

Hayır, onlar şüphe içindedir, alay edip dururlar.

فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ ۝١۰

Artık gözetle gökyüzünden apaçık, gözle görünür bir dumanın geleceği günü.

يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ ۝١١

Bütün insanlara yayılır, budur elemli azap.

رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ ۝١٢

Rabbimiz, bizden azabı, gider, şüphe yok ki inandık biz.

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ ۝١۳

Siz neredesiniz, öğüt alma nerede ve andolsun ki onlara, her şeyi açıklayan bir Peygamber geldi de.

ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ ۝١٤

Sonra yüz çevirdiler ondan ve kendisine birşeyler öğretilmiş delinin biri dediler.

إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ ۝١٥

Şüphe yok ki birazcık gidereceğiz azabı, fakat gene şüphe yok ki kafirliğe döneceksiniz.

يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ۝١٦

O gün pek şiddetli bir surette tutar, cezalandırırız, şüphe yok ki öc alırız biz.

۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ ۝١۷

Ve andolsun ki onlardan önce Firavun'un kavmini de sınamıştık ve onlara güzel huylu bir peygamber gelmişti de.

أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ ۝١۸

Allah'ın kullarını demişti, bana teslim edin, şüphe yok ki ben, emin bir peygamberim size.

وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ ۝١۹

Ve Allah'a karşı yücelik satmaya kalkışmayın; şüphe yok ki ben size, apaçık bir delil getirdim.

وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ ۝٢۰

Ve şüphe yok ki ben Rabbime ve Rabbinize sığınırım beni taşlayıp öldürmenizden.

وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ ۝٢١

Bana inanmıyorsanız bırakın tek başıma beni.

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ ۝٢٢

Derken Rabbine dua edip şüphe yok ki bunlar demişti, mücrim bir topluluk.

فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ۝٢۳

Artık kullarımla geceleyin yola düş, şüphe yok ki ardınızdan geleceklerdir.

وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ ۝٢٤

Deniz açılmışken öylece bırak, şüphe yok, onlar bir ordudur ki boğulacak.

كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ ۝٢٥

Nice bahçeler terkettiler ve nice akarsular.

وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ ۝٢٦

Ve tarlalar ve güzelim meclisler.

وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ ۝٢۷

Ve bolbol yeyip geçindikleri nice nimetler.

كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ ۝٢۸

Böyle işte ve onları miras verdik bir başka topluluğa.

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ ۝٢۹

Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ ۝۳۰

Ve andolsun ki İsrailoğullarını aşağılatıcı bir azaptan kurtardık.

مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ ۝۳١

Firavun'dan; şüphe yok ki o haddi aşanlardan yücelik satan, ululanan biriydi.

وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ ۝۳٢

Ve andolsun ki İsrailoğullarını, bilerek bütün alemlerden üstün olmak üzere seçtik.

وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ ۝۳۳

Ve onlara, apaçık nimetleri muhtevi deliller verdik.

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ۝۳٤

Gerçekten de şunlar elbette derler ki.

إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ ۝۳٥

İlk ölümümüzden başka ölüm yok bize ve biz, tekrar dirilmeyiz de.

فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ ۝۳٦

Doğru söylüyorsanız getirin babalarımızı bize.

أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ ۝۳۷

Bunlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tubba' kavmiyle onlardan öncekiler mi? Helak ettik onları, şüphe yok ki mücrimlerdi onlar.

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ ۝۳۸

Ve biz gökleri ve yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri eğlence için, boşuboşuna yaratmadık.

مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ۝۳۹

Biz onları, ancak gerçek olarak yarattık ve fakat çoğu bilmez.

إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ ۝٤۰

Ayrılma günü, gerçekten de hepsinin muayyen bir günüdür.

يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ۝٤١

O gün dostun dosta faydası olmaz ve onlar, bir yardım da görmezler.

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ۝٤٢

Ancak Allah kime acırsa o başka; şüphe yok ki odur üstün ve rahim.

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ ۝٤۳

Şüphe yok ki zakkum ağacı.

طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ ۝٤٤

Suçluların yemeğidir.

كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ ۝٤٥

Erimiş bakıra, kurşuna benzer, karınlarda kaynar.

كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ ۝٤٦

Kaynar su gibi.

خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ۝٤۷

Tutun onu da sürüyün koca cehennemin ta ortasına.

ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ ۝٤۸

Sonra da dökün kaynar suyu azab olarak tepesine.

ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ ۝٤۹

Tat, şüphe yok ki sen üstündün, kerem sahibiydin.

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ ۝٥۰

Gerçekten de buydu şüphe ettiğiniz.

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ ۝٥١

Şüphe yok ki çekinenler, emin bir makamdadır.

فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ ۝٥٢

Cennetlerde ve akarsuların kıyılarında.

يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ ۝٥۳

İnce ve kalın ipekliler giyerler, karşıkarşıya otururlar.

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ ۝٥٤

Böyle işte ve onları evlendiririz iri gözlü hurilerle.

يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ۝٥٥

Orada emin bir halde her çeşit meyvelar isterler.

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ۝٥٦

İlk ölümden başka ölüm tatmazlar orada ve onları korur koca cehennemin azabından.

فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ۝٥۷

Rabbinden bir lütuf ve ihsan olarak; budur o büyük kurtuluşun, murada erişin ta kendisi.

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ۝٥۸

Gerçekten de öğüt alsınlar diye Kur'an'ı senin dilinle indirdik, okuyuşunu da kolaylaştırdık.

فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ ۝٥۹

Artık gözetle, bekle; şüphe yok ki onlar da gözetlemedeler, beklemedeler.